yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yolculuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2015-01-31

the last post of my interrail adventure: Muenchen and Prague

Despite of this gloomy feeling dominant in my mood nowadays, I shouldn't skip these blog posts and write about Munich and Prague in my interrail adventure. So here it comes:

Well, one of the most important things that I did in Munich was meeting one of my old friends, Ekin. We spent some time together, got my first Munich walking tour and dinner with him. 

Ohm's statue:


Got my first weiss bier here in this city:

2015-01-22

Innsbruck: tiny tiny city around Alps!

Well in fact its population is only around 120,000! So I am a bit right in saying 'tiny tiny'!



Innsbruck is such a beautiful Alpine city, not a crowded one. It is indeed fascinating to see Alps with piles of snows from your street. We stayed here for two days. First day we climbed up the mountain. Well, we at least hiked till some point and took a cable car to the top of the mountain.

a post from past: about lausanne and zurich

Heading for the last destination of my adventure, to Prague! I have been a bit away from blogging recently, gonna make up hopefully. Well, now I am in a bus, not in a train. My interrail pass apparently is also valid in buses from Munich to Prague. Past couple of days passed pretty quickly in fact. I was in Lausanne for a day. So I took a stroll around Lausanne, which is indeed a compact and cute city.


2015-01-05

Bon Voyagé!


I have many things to tell. But first things first. This post is being written in the train trip from Lyon Part Dieu to Geneve. Last three days were unbelievably intense. I spent almost whole friday to travel from Turin to Marseille. It was tiring as you can imagine. Just to prove: Our last moments in the train with Chiara:




2015-01-02

monastery visit and Turin city center

Third day of my interrail was the last year of the year!
We first attended a new year's dinner at Chiara's friend, where I tasted one more different italian dinner. Then we spent the whole night in Jazz Club Torino. Chiara's sister was dancing swing there. So I learned a bit swing, which was enough to motivate me to enroll to a class in swing for next term for sure! Such a dynamic dance! What was strange about this night was encountering with some Turkish people in Jazz Club Torino. Apparently, the trompeter in the orchestra was Turkish and he was there with his Turkish friends. As always, Turkish detected.

One day later was more interesting. We went to Monastery Bose. I had never seen a monastery before, so it was quite an interesting experience for me. Here some pictures:

The church of the monastery:



2014-12-31

winter interrail Day #1 - #2

allright, I woke up so early in the morning. That's me with my sleepy eyes in the shuttle from Taksim to Sabiha Gokcen airport in Istanbul:


Well, in fact I couldn't sleep at night, at all. I have been having serious insomnia, recently. Anyways, I got to Milan with a little bit turbulence but at least with a nice meal. I hadn't have my breakfast. The guard at the passport check point did not even ask why I came to Italy! Though, I was quite prepared to show my interrail ticket and to answer any question that might come: where will I stay? Do I know the number, address blah blah blah...

2014-05-04

Kanada'ya dair II

Oldukça meşgul geçen birkaç hafta sonunda, evet yaşıyorum. 4. sınıfı tecrübelemiş profesyonel bir öğrenci için şaşılacak bir konu değil elbette.

Final haftası beklediğimden daha yoğun geçti. Sadece iki kere spora gidebildim, ancak spordan daha çok yoran aktivitelerim oldu, ev taşımak gibi. Bazı arkadaşların yoğun tavsiyelerine rağmen bir taksi tutup bütün odamı bir anda taşımamayı tercih ettim. Bu da bisiklet tepesinde birkaç kez iki ev arasında gidip gelmeye denk geldi. Gerçekten oldukça yorucuydu. Nitekim hiçbir zaman yeni bir evi mükemmel bir şekilde bulmuyorsunuz. Mutlaka eksik bir şeyleri oluyor. Finlandiya'daki odamda olduğu gibi bu yeni odamın da avizesi olmadığını keşfettim. Odayı kiralayan arkadaş bir lamba bırakmış, yine de yeterli bulmadım ve 5 tane kafası olan bir yer lambası aldım. Gerçekten çok komik:


O bu şu derken finaller bitiverdi, bir sonraki günü Amerika gezim başladı.

2013-07-25

bisikletle ulaşım

Düşünüyorum da, İstanbul'un sunduğu kaotik yaşam içinde bisiklet kullanamayan bizler çok şanssızız. Kaotik yaşam açısından da şanssızız ama yine de ulaşımımızı bisikletle sağlayabilirdik. Bir şehre bisiklet alt yapısı kazandırmanın neresi zor olabilir ki?

2013-06-30

3'ün 2'si Hesaplaşma ve Finlandiya'da ilk izlenimler

Buralara pek de uğrayamadığım bir dönem geçirdim. Sanıyorum lisans hayatımın en meşgul ve dolu dönemiydi. Lisansa başlarken, insanlar bu en müthiş derecede dolu dönem için 3'ün 1'i demişlerdi, fakat benim için 3'ün 2'si oldu. Gerçi böyle olmasındaki etken normale göre fazla ders almam ve iki bölümden de ağır dersler almamdan kaynaklandı, ama her neyse sonuçta bitti.

Tabii yine bu dönemin başında her dönem başında yaptığım geleneksel ders kitabı paylaşma seansını gerçekleştirmedim. Aslında bütünlemelerin gelmesiyle İTÜ'deki ara tatilimiz 1 aya çıktı.

2012-06-06

Tatil


İşte tatilimi geçirdiğim tatil köyünün panoramik bir görüntüsü. Kesinlikle en hoşuma giden palmiyeler. Ege'de en sık rastlanan ağaç türlerinden biri. Ama en büyüklerini Florida'da görmüştüm. Ağacın görüntüsü dahi sizi yaz moduna sokuyor.
Atlantique Tatil Köyü mütavazı bir kafa dinleme yeri...

2012-06-02

uçak beklerken

Pek uzun zaman olmuştu uçağa binmeyeli. Şehir dışına çıkıyorsam genelde yakın illere gidiyorum, onda da doğal olarak otobüs tercih ediyorum. Ancak geçen sene şansa iki kere Antalya'ya gittim. İkisinde de uzun bir kara yolculuğu yapınca seneye gideceğim yere uçakla gitmeye karar verdim.

Şimdi Sabiha Gökçen A207 nolu kapıda İzmir'e uçağımı bekliyorum. Evet, sonunda ben de sadece altı günlük bir tatil yapmaya gidiyorum. Yoğun, öğretici ve yorucu bir dönemden, hatta seneden sonra denize girip yorgunluk atmak en faydalısı olacak. Sonra ne yapacağım?
Tabii ki de bütün yaz laboratuvarda ve kitaplarımın içinde olacağım.

2011-08-31

onçarpıon

Art arda çok eğlencelik gezi yazıları oldu, lakin madem bu etkinliği ağustos ayında yaptım; ay bitmeden paylaşalım.

İstanbul'da yaşıyorsunuz, çok deli çalıştınız, kafa dağıtmanız lazım. Öte yandan bir yaptığınızı da bir daha yapma huyunuz yok. İlla ki değişiklik! İlla ki yaratıcı bir aktivite uydurmalısınız!


O zaman bunu deneyin, 10x10.


onçarpıon ne demek? Size en yakın durağa gidiyorsunuz. İlk rastladığınız otobüse biniyorsunuz. Onuncu durağında iniyorsunuz, indiğiniz gibi arkadan gelen otobüse biniyorsunuz; onuncu durağında iniyorsunuz. ...derken 10. otobüsün 10. durağında iniyorsunuz. Ve neredesiniz?
Tahmin bile edemeyeceğiniz yerlerde olabilirsiniz.

İstanbul'un ne kadar büyük olduğunu gösteren bu etkinlik her delinin yapması gereken bir gezidir. Otobüslerde İstanbul'u geziyorsunuz. Gündüz yapılması önerilir, şayet gece yaptığımızdan sonunda eve dönmesi epey güç oldu.
Diğer kurallarını siz belirleyebilirsiniz. Eğer bindiğinizde otobüs 10 duraktan önce son durağa geliyorsa, orada inip devam ediyorsunuz. Çok otobüslü bir ortama geldiniz, ilk hareket edene atlıyorsunuz.

Aylığı olanlar için problem yok; olmayanlar için de zamlı ücretler üzerinden en az 5 lira ödüyorsunuz. Ne zaman ve nereye gittiğinize göre de bu ücret biraz yükselebilir.

Son olarak ben ne yaptım?
Beşiktaş'ta başlayan yolculuğum Ümraniye Devlet Hastanesi'nin önünde sona erdi.

2011-08-28

8 saatlik yürüyüş yolculuğu

Dün gece daha önce hiç yapmadığım ama hep yapmak istediğim bir şeyi yaptım. Sarıyer'den Beşiktaş'a yürüdüm.

Nedenlerden biri gelenekseldi. Dedem sonra da babam kendi zamanlarında Sarıyer'den Samatya'ya yürümüştü. Ben de madem siz yürüdünüz, ben de yürürüm, deyip bunu kafama koymuştum. Diğer taraftan ve daha önemlisi bu aktivite İstanbul'un en güzel kısımlarından biri olan sahil şeridini taşıt ile değil de yavaş yavaş ve göre göre gezebilmemizi sağladı.

Yorucuydu. Kabul. Saat 8 civarı Sarıyer'den Büyükdere'ye yürüyüp önce akşam yemeğimizi yedik. Ardından asıl kısım başladı. Sanıyorum Köybaşı Caddesi'nde önce gayet tenha ve birkaç kişinin balık tuttuğu bir yerde bir seyyar satıcıya rastladık. İki çay, bir kağıt helva, fıstık ile biraz dinlendik. Sonra ver elini İstinye. Daha önce İstinye'yi gezmemiştim. Sahile kurulmuş (Mado) kafeyi görünce, bir dondurma yiyelim, dedik. Oraya oturduğumuzda saat 10'u geçiyordu. Çok geç kalmadan tekrar koyulduk yürümeye.
Köprüleri saydık. Boğaziçi köprüsünün FSM'ye göre daha kontrollü bir ışıklandırması olduğunu fark ettik. Yeniköy civarlarında sahili kaplayan yalılar ve yolları kaplayan park etmiş araçlar sağ olsun, hafif yoldan yürümek zorunda kaldık.
Hisarın önünden geçtik, o sırada cadde kenarındaki birkaç bar da coşmuştu. Cayıp otobüse binsek mi dedik. Oturduk, dinlendik. Saat 2 civarında Bebek'teydik. İnsanlar süslenmiş daha yeni dışarı çıkıyor havası veriyorlardı.
Hep 2. köprünün yolunu gözledik. Çünkü biliyorduk ki köprüyü geçince Ortaköy geliyordu. Sonra da Beşiktaş. Ama o köprü bir türlü gelmedi. İnsan sohbete dalınca ayaklarının sızısını unutuyor.

Kuruçeşme Arena'nın önü deliler gibi kalabalıktı. İlerlemeye devam ettik. Kah dinlendik kah ilerledik derken Beşiktaş'a ulaştık, hem de saat 03.45'te.

Bir zamandan sonra denize bakmaz olduk. Tam yerini bilmiyorum; fakat bu seyyar satıcıya rastladığımız yere gelmeden nasıl bir yerden geçtiysek ortalık minik fare kaynıyordu. Bildiğiniz cadde yanındaki kaldırımlarda koşturuyorlardı. Kayalıkların üzerinde sekiyorlardı. Hatta burada hayatımın ilk zıplayan faresini gördüm. Bir karış kadar yatay olarak yer çekimini yendi ve aşağı inip koşmaya başladı. Çünkü korkmuştu.

Emin FSM'nin ışıklarını yakından fotoğrafa almak istiyordu; fakat yanına geldiğimizde garip bir şekilde ışıkları söndü. Yeniköy taraflarında çok tatlı ışıklı bir ağaç gördük. Çoğu dalına lamba asmışlardı.
Bu arada gömlek satan Vakko'nun çikolata işine de girdiğini öğrendik ve bununla ilgili epey(!) doğaçlama yaptık.
Sanela diye bir yerin etrafındaki denizi görsel olarak temizlemesine karşın, oraya ulaşmadan hemen önce denizin üzerinde yüzen pisliklerin olduğunu fark ettik. Ee dedim mikroplar? Emin de, göz görmeyince gönül katlanır, dedi.

Bir ara yorgunluktan epey güldüğümüzü hatırlıyorum.
Sonuçta, yaklaşık 20 km yürüdüm.