edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2015-05-16

"gene de doyumsuz"


"Böylesi bir kişiyi ne kadar süre taşıyabileceksin. Hiç doyumsuz. Seni yoruyor. Karşılıklı yoruyorsunuz birbirinizi. Ben onu tüm kentlerde dolaştırdım. Gölcüğün Bozdağlarından, mavi küçük gölünden, dağlar gerisinde kendisini kaybetmek isteyen sinirli ninesinin yanından aldım, yaşamın en derin gecelerine, en uzak kentlerine, en genç insanların sevgilerine, en erken sabahlarına getirdim. Gene de doyumsuz." - Tezer Özlü.

 Doğayı anlamaya çalışmak da işte böyle doyumsuz bir duygu. Siz ne kadar verirseniz verin, o hep daha fazlasını ister. Tüm hayatınızı kaplar, size bir yaşam stili diker. Siz de gıkınızı çıkartmadan giyersiniz. Doğayı anlamanın bir sınırı yok. Siz onu tüketemezsiniz, o sizi tüketir. Ve bunu bile bile yine de ona karşı koyamazsınız. Yoksa hayatı boyunca keman çalmış, bilimi kadar yaptığı felsefeyle ve politikadan toplum yapısına kadar çeşitli konular üzerine yazılarıyla da tanınmış Einstein, üstelik fiziğe en büyük katkılarından sonra neden hayatının geri kalanını kuvvetlerin birleştirilmesi çabasına adamıştır ki?

Öldüğü zaman masası şu şekildeymiş:



Fotoğraflar: Ralph Morse, LIFE dergisi.(http://time.com/3494553/the-day-albert-einstein-died-a-photographers-story/)


Belli ki keşfedecek daha çok şey varmış. İnsan uzaktan o karayı seçmesin, o karaya ayak basmamasının imkanı var mı? Elbet bir gün biri ayak basar. Bilimi bir ödüller silsilesi gibi görenler, kimse bilinmemiş ve yaşanmamış kıtalara yolunda ya da ucunda olacak ölüme rağmen bir ödül için gitmez. O yolculuklara sadece doyumsuz bilinçler çıkar.

İçimdeki doyumsuzluk 16 mayıs 2015'e not olsun.

2014-09-06

Denizin Kanı üzerine

Tarık Dursun K.’nın Denizin Kanı adlı kitabı köylü-ağa sömürü ilişkisinin en güzel edebi örneklerinden birini veriyor. Ege’nin bir kasabasındaki sünger işçilerinin yıllarca çalıştıkları ağadan bir kayık alma mücadelesini anlatıyor kitap. Kayık bu köylülerin özgür birer köylü oluşunu simgeliyor; çünkü bu kayık sayesinde özgürce avlanıp ürünlerini büyük şehirlerdeki tacirlere satabileceklerdir ve ağaya muhtaç olmayacaklardır. Kısacası kayık bu romanda bir üretim aracı olarak öne çıkıyor ve uğruna verilen mücadele akıcı bir dille okuyucuya aktarılıyor. Elbette bu sırada köylü yaşamının ince noktalarından bahsediyor yazar ve belki de en önemlisi deniz ile karanın farkına ayak basıyor birden çok kez. Amacım bir özet vermek değil, değerli bulduğum bazı noktaları paylaşmak.


2014-09-04

Zoşçenko'dan alıntı

Mihail Zoşçenko'nun Sinirli İnsanlar adlı kitabından okuması eğlenceli bir alıntı:

"Dertli bir yüzyılı, sözün gelişi on altıncı yüzyılı ele alalım. Şimdi geriye baktığımızda, o yüzyılda yaşamak imkansız bir şey gibi geliyor insana. Her gün düello ederlermiş. Konuklarını kulelerden atarlarmış. Olmayacak şeyler değilmiş bunlar. Düzen böyleymiş.
Şimdiki kafamızla düşünürsek, o günlerde yaşamak korkunç bir şey… Sözün gelişi, hergele derebeyinin ya da kont eskisinin biri, yürüyüşe çıkıyor…
Yürüyüşe çıkıyor demek, önce kılıcını kuşanıyor demek… bakarsınız biri bir küfür sallar herife, ya da itip kakmaya başlar; dövüşmek gerekir. Kılıç kuşanmalı.
Yürürken suratında hiçbir üzüntü, kuşku belirtisi yok. Aksine belki gülüyor, belki ıslık çalıyor. Sokağa çıkmadan önce karısını öpmüştür bile.
- Ma chére, demiştir, ben yürüyüşe çıkıyorum.
Karısının kılı bile kıpırdamamıştır.
-Peki, diye cevap vermiştir. Yalnız akşama yemeğe geç kalma.
Şimdi olsa, kadın hıçkırıklar içinde kocasının ayaklarına kapanır, dizlerine sarılır, sokağa çıkmaması için yalvarır ona; hiç olmazsa, önce karısının geçimini, geleceğini sağlamasını ister. Ama on altıncı yüzyıl bu. Kolay. Dırıltı filan yok. Adam kılıcını eline alıp havada şöyle bir sallıyor; sonra yemek vaktine kadar görünmüyor. Düelloya, kavgaya bulaşmak için bulunmaz bir fırsat."

2013-09-09

hayalperest alıntılar


"...
Karanlığın içinde ellerimiz gözlerimizin yerine geçmiş, giderek bedenimizden ayrı bir canlıya dönüşmüştü. Nefes alır gibiydi ellerimiz. Düşsel bir saydamlıkta. 
... "

- Neslihan Önderoğlu, Bir Yerde, Notos Öykü.