2014-03-09

buz pateni deyip geçmeyin

Bugün Kanada'ya gelişimin ikinci ayı. Geldiğim günden çok farklı değil, karlı ve soğuk. Böyle bir ülkede eğer bir yaz ülkesinden geliyorsanız kışın yapabileceğiz şeyleri başlangıçta oldukça kısıtlı bulabilirsiniz. En nihayetinde vaktinizin çoğunu içeride geçirmek zorundasınız. Dışarıda birkaç kat giyinip üzerine de kocaman bir kaban alınca adeta kıyafet topuna dönüşüyorsunuz. O botlar zaten acayip ağır oluyor, kısacası bir yerden bir yere yürümek başlangıçta zulüm gibi geliyor. Tabi insan her şeye adapte oluyor, buna da alışıyorsunuz bir süre sonra.

Diyeceğim o ki, madem Kanada'dayız, o vakit buz pateni öğrenelim dedik. Kaymak çok eğlenceli ve etkileyici duruyor dışarıdan, Türkiye'de pek alışık olmadığımız bir spor bildiğiniz gibi. Her şey bir yana patenleri giyip kaymaya çalışmak ayrı bir tablo. Zor olmasından bahsetmiyorum. Aslında birçok yönden ne kadar da eğitici bir spor olmasından bahsediyorum.

Bir kere her şeyin başında bunu öğrenirken kendinizle savaşmanız lazım. Bu aynı ilk defa lens takmaya benziyor. Cesaret edip o göz kapaklarını kapamamanız lazım, insan vücudu en nihayetinde, bir sürü reflekse sahibiz kendimizi korumak amacıyla. Cesaret bunları bir kenara koymakla başlıyor. Önce tutunmaktan vazgeçmeniz gerek. Ayakta kalabildiğiniz zaman da düşmekten korkmamanız. Düşmek elbette acıtıyor, ama bir kere bu işi yapmaya karar verdiyseniz düşmeyi göze almanız şart. Aslında bu sporu öğrenmenin en güzel tarafı bu sanırım: düşmeyi öğretmek.
Okulun olimpik sahasına değil de, merkezdeki halka açık buz sahasına gittim bir kere. Kayanların yarısı çocuk, öyle sadece 7-8 yaşlarında çocuklar değil. Ciddi ciddi 2-3 yaşlarında çocuklar korkusuzca kayıyorlar, gülerek düşüyorlar, buzda yuvarlanıyorlar, kahkaha atıyorlar ve yeniden ayağa kalkıyorlar.

Bir çocuğa bundan daha güzel nasıl bir hayat dersi verebilirsiniz ki? Diyeceğim o ki, buz pateni deyip geçmeyin, çocuğunuza bu sporu öğretin.

2013-11-17

a little excerpt about Pound-Rebka experiment

A little excerpt from 'Fearful Symmetry' by A. Zee:

"... That gravity warps time was verified in 1960 in a terrestrial experiment performed by R. V. Pound and G. A. Rebka of Harvard University. They set out to show that at two different points in a gravitational field, at the top and at the bottom of a tower, for example, time passes at different rates.
Pound and Rebka did not have to look far for a suitable tower. As Pisa has its own tower, so too the Harvard physics dept. A simple calculation using the equivalence principle predicts that two clocks placed at the top and bottom of the tower attached to the Harvard physics building would differ by one sec after 100 million yrs. To detect such a fabulously tiny deviation, Pound and Rebka had to stretch their ingenuity to the limit.
The experimenters used a photon as a clock. We all know that electromagnetic waves oscillate at definite frequencies, a fact enabling us to tune in our favorite programs on radio and television. Thus a photon, oscillating at some definite number of cycles per sec, can serve as a clock. Pound and Rebka beamed photons down the Harvard tower and meticulously measured their frequencies at the top and at the bottom of the tower. If time passes at different rates at the top and at the bottom of the tower, then the frequency of a photon as it travels down the tower, should change slight, as it did. The experiment dramatically confirmed Einstein's theory. Years later, Pound would joke that he learned the true meaning of gravity while lugging the heavy experiment equipment up and down the tower." 
p. 89 - Warped Time.


Experiment equipment for Pound-Rebka experiment.